Gençler hayalle, yaşlılar hatıralarıyla yaşar derler. Meğer bizde epey yol kat etmişiz, çocukluğumu hatırlayıp, geçmiş zaman tünelinden çekim yaparak, iz bırakan beyin fotoğrafımın, albümüne bakmaktan şimde haz duyyorum. Geleceğe hayal kursamda, geçmişin fotoğrafı kadar, kalbim heyecanla atmıyor. Geri gelmeyecek geçmişimi bitirmekten üzgün değilim ama yıllınmış şarabın yaş tadını geçmişin düşünsel yaşamakta farklı bir haz duyyorum. Buna canlının diyaletiğinde,tez sentez,anti tez derler.
Buğday toprağa düşür, yeşerir büyük, başak olur, tekrar buğdaya dönüşür. Bizde başaklaşmaya başlamışız demek ki. Çocukluğum, gençliğim, orta yaş üstü olgunluğum ilçemizin 8.500 nüfuslu olduğu yılları hatırlamaktayım. Dört ilkokul, bir orta okuldan başka eğitim merkezimiz yoktu. Halk evli günleri yaşamadım. Babam Türkçe okup yazmayı, halkevlerinden gece kurslarında öğrendiğini onurlanarak söylerdi.
Müzik tiyatro, halkoyunlarının da kütüphanesiyle her yaşa hitap eden bir eğitim merkeziymiş, 1946 da kapatılarak kitaplığı depolaraindirilmiş, bina 1947 yılında ortaokul olarak hizmete açılmış. Hükümet konağı - Belediye ve Halk Evi şehir merkezindeydi hepsi bir arada bir üçgen oluşturmaktaydı.
150 dönümlük Belediye parkının birleşik keşesi anayol karşısındaki hükümet binasına seyrederdi. Halk Evinin orta okullu yıllarını hatırlıyorum. Daha sonra Saray Mahallesine taşındı, ben orta eğitimimi yeni binada tamamladım. Halk evi temelli ortaokul binasınını da ilçe sağlık merkezi ve çocuk halk kütüphanesi olarak hizmete açtılar. Belediye parkı bir kültür park özelliğindeydi. Bizim eve de bir sokak dönemeci kadar yakındı. Çocukluğumun boş zamanları oyun alanı olarak hep orada geçti. Sanki kültür parkı bizim çevre sokakların bir bahçesiydi. Tepeli havuz, dev çınar ağaçları, akasyalar ve gürgenler çamlarla bir çiçekli kuş cennetiyde. Bekçisi küfürbaz, Aşır Ağa, parkı çocuklardan fazla korurdu. Orta okuldan kalma voleybol ve küçük futbol alanlarıyla, tüm hacıköylü gençlerin, oyun ve gezi yanında açık lokaliydi. Yaz sıcaklarında çınar ağaçlarının gölgelediği kenarı çiçeklerle ekili bir yol vardı. Ergen gençler gizlencelik elbiselerini giyer, biryantinle taranmış parlak saçlarıyla, kordon boyunda gezinir edasıyla süzülürlerdi. Azda olsa aralarında, kolalı gömlek, borselono ftör, ingiliz hakkiki kumaşlı, kravatlı zade çocuklarıda bu gezi akışında seçilirlerdi. Bizde onları izlemekten mutluluk duyar, gençliğimizde böyle olmayı düşlerdik. Parka yakın evimizin olması, bizden on onbeş yaşa büyük gençlerle tanışmamıza vesile olmuştu. Veleybol ve futbolda kale arkası görev yapar, bazen torbacılık oyun aralarında, çiklet, sigara, su gazoz gibi ihtiyaçlarını çarşıdan taşırdık. Parkın ortasındaki büyük havuzun, çınar ağaçları altındaki oturma kanepelerinde, onların anaketlerdeki yaşlanmış anılarını bizde yere bağdaş kurarak dinlendik. Bu gün bir usta çırak ilişkisi gibi, onlardan gelecekte öğreneceklerimizi daha erken öğrenme şansını kazandığımızı düşünüyorum.
Şimdi yeteneksiz yöneticilerin yaptığı tahribat ve lanlış uygulamayla, bu cennet bahçenin beton yığınına dönüşen, katliamıyla ilçemizen akçiğerinin yarısının koparılıp alışının hüznünü yaşıyorum. Birde katledilen ilçe merkeziyle bu gün birleşik, daha önce belediye sosyal tesisi ve şimdi devlet hastanesi olan Hacıana mesire yerinin katledilişinin acısını da unutamıyorum. Bu alan, bağların başında bir mesire yeri olduğu gibi ağacçların çiçeklerle donandığı, baharın bayramı Hıdırellezi kutlama alanıydı. Hıdırellez günü hazırlıklar haftalar öncesi yapılır, herkes imkan ölçüsünde en güzel elbiselerini giyer, ilçe boşalır, bir insan seli hacıanaya kadar uzanır. Ya konaklarla, yada hacıananın kaynak suyundan bir tas içer mum yakıp şenliğe dalıp giderlerdi. Bu insan kaynaşmasında bazı değerler gibi yitikler kervanınakatıldı gitti. Bunlar ilçemizin doğa katliamından dönüşümsüz yol gibi hiç bir zaman geri getiremeyeceğimiz doğal zenginlikler.
Birde çocukluğumda ve gençliğimde yaşadığım kuşağımın arkadaşları, saygı duyduğum ağabilerim, değer verdiğim büyüklerim, dünyaya gelme şansını bütünüyle paylaştığım bu toprağın insanları bencehepimiz aynı alanda doğmanın şanslılarıyız. Yedi milyarlık dünya nüfusunda tanışma, insan ilişkileriyle harmanlaşmanın zenginliğini yaşamak, paha biçilmez insan olmanın değeridir diyorum. Kimbilir bu unsanlar, nerede ve nasıl yaşıyorlar, her kuşaktan ölenler olmuştur. Çünki hayat devam edecek, belki bir birini çok sevenler vedalaşmadan aramızdan ayrıldılar bile. İnsanı hayata bağlıyan emekle kazanılan sevgiler ve doktluklardır. İlçemizi ben övgülerle donatmak istemiyorum o günlerdeki Gümüşhacıköyü, doğup büyüyüp Gümüşhacıköylülüğü yaşıyanlar bilirler. Çerkezi, kürdü, lazıyla, alevisi, sünnüsü, ermenisi,göçeri, elekçisi, romanıyla, bir kültür mozayiğiydi.İlçemiz düğününde bayramında, inançlarında saygı duyulur, ortak bir kültür paylaşılırdı.
El sanatlarımızın ilk ustaları ermeniler vardı, bunların sayısı 65 hane, onlar ilçe medeniyetini ileriye taşımamızın öncüleriydi. Annennem bir dokumacı ermeninin çırağımış. Kırmızıdomates yemeği onlardan öğrendik derdi. Ustası manuk hanımı öve öve bitiremezdi. Gerçekten sanat ve ticaret erbabı olduklarından, gelir düzeyleri de yüksek, tabiki yaşam biçimleri ve mutfak zenginliği bizlere göre çok ilerdeydi.
Demirciler çarşısında esnaf takımının çoğunluğu ermeniydi. Hamamcı Mikayil, Zümrüt Kuyumcu, Matıyos, Eser Kundura, Kunduracı Setrak usta, Ekmekci Gasbar ve Matiyes, Terzi Agop, Şöfor Vartiris ve Garbis, Motorcu ve Kamyoncu LütfikUsta- Motorcu İbrim usta, Motorcu Horim usta, Şarapcı Serkis Özteyin, Foto - Manifaturacı Ohannes bey Müzisyen terzi Varjan usta saz heyetini toplar terzihanede Türk Sanat Müziğinden fasıllar geçerlerdi. Şimdi bir kaç hane kaldı. 60'lı yıllardan sonra İstanbul, Fransa, Newyork gibi yerlere taşındılar. İkiside arkadaşım Hırant ve Şahan, ara sıra uğruyıp geçmiş günleri yad ediyoruz. Şahan'dan farlı bir sima kızkardeşi Valantin, bizden bir sınıf geri olmasına rağmen, kuşağımızın sevgilisiydi. ama onun gönlünü kimse alamadı. Bizim kuşağın sevdiği olarak kaldı. Güzelliği ve insan ilişkilerindeki yetenek ve zenginliğini tarif edemem. Babasına şu sözle onun değerini ifade etmiştim. Batılılar beşyüz yılda bir deha insan gelir dünyaya o Türk'lere nasip oldu, Atatürk. Valantin'de beşyüzbin kadında bir doğar o şansta senin dediğim zaman yaşlı gözleri parlardı, teşekkür etti. Birde dostum Serkis Özteyin'in unutamıyorum. Oğlum Barış 4 yaşında iki değerli dost Ahmet Çerezci ve Serkis ben Barış Samsun Atatürk heykeli önünde resmimiz var. Bakıyorum hey anam Ahmet abi, hey kadeh tutuşumuzda sofraya kattığın muhabetin tadı kalıyor hatıramda, Serkis'de erken ve acı i inde kaybettim. İş kazasında ölen üç insanın acısına sevgi dolu yüreği dayanamadı, akciğer kanserinden ikimimizinde göz yaşları bir birimizden gizleyerek akıtıyorduk. Ceneza merasiminede katılıp tabutuna çiçek attım,. Kilisenin ikram salonunda tüm cemaata Serkis bir dünya insanıydı. İnsanlık aleminin başı sağ olsun dedim. Şimdilik seyir defterimin günlüğünden bazı anıların bir kesitini aktardım. Yaşayanlar kucak dolusu selam, kaybettiklerimiz ışık içinde yatsın.